bozyaka hukuk logo
TEMMUZ 2026 HUKUKİ GELİŞMELER BÜLTENİ

Aylık Bültenler

TEMMUZ 2026 HUKUKİ GELİŞMELER BÜLTENİ

BOZYAKA HUKUK BÜROSU

2026 TEMMUZ AYI BÜLTENİ

Bozyaka Hukuk Bürosu olarak, müvekkillerimizin ve danışanlarımızın güncel hukuki gelişmelerden haberdar olmasını sağlamak ve iletişimimizi güçlendirmek amacıyla her ay hukuk dünyasındaki önemli gelişmeleri derlediğimiz bültenleri sizlerle paylaşıyoruz.

İş hukuku, ticaret hukuku, kişisel verilerin korunması, gayrimenkul hukuku, icra hukuku ve yargılama usulü başta olmak üzere hukukun farklı alanlarında 2026 Temmuz ayı boyunca gerçekleşen önemli mevzuat değişiklikleri, yargı kararları ve dünyadan hukuki haberleri aşağıda bulabilirsiniz.

Temmuz 2026, son yılların en yoğun mevzuat aylarından biri olmuştur. Kamuoyunda “12. Yargı Paketi” olarak anılan 7589 sayılı Kanun ile belirsiz alacak davasının kaldırılmasından kanuni faiz rejiminin tümüyle değiştirilmesine, imar mevzuatında ofis–konut dönüşümünün önünün açılmasından Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nun peş peşe yayımladığı iki ilke kararına kadar geniş bir alanda kalıcı sonuçlar doğuran düzenlemeler yürürlüğe girmiştir.

Keyifli okumalar dileriz.

A) HUKUKİ GELİŞMELER

Temmuz 2026’da Resmî Gazete’de yayımlanan ve şirketler, işverenler ve taşınmaz malikleri bakımından öne çıkan düzenlemeler aşağıda özetlenmiştir.

1. 12. Yargı Paketi Yürürlükte: Belirsiz Alacak Davası Kaldırıldı, İşçilik Alacaklarında Kısmi Dava Dönemi Başladı

16 Temmuz 2026 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 31 Temmuz 2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Kamuoyunda “12. Yargı Paketi” olarak anılan düzenleme; İcra ve İflâs Kanunu, Noterlik Kanunu, Danıştay Kanunu, İdari Yargılama Usulü Kanunu, Türk Medenî Kanunu, Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Türk Borçlar Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu başta olmak üzere çok sayıda temel kanunda değişiklik yapmaktadır.

İş hukuku uygulaması bakımından paketin en köklü hükmü, Kanun’un 19. maddesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Belirsiz alacak davası” başlıklı 107. maddesinin bütünüyle yürürlükten kaldırılmasıdır. Kıdem ve ihbar tazminatı, fazla çalışma, hafta tatili, yıllık izin ve ücret alacaklarına ilişkin işçilik alacağı davalarının büyük bölümünün belirsiz alacak davası olarak açıldığı dikkate alındığında, düzenlemenin uygulamadaki etkisi doğrudan ve geniş kapsamlıdır.

Kanun koyucu, doğacak boşluğu kısmi dava kurumu üzerinden karşılamıştır. HMK’nın 109. maddesine eklenen (4) numaralı fıkra uyarınca, alacağın yalnızca bir kısmının dava edildiği durumlarda talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilecek; bu hâlde zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılacaktır. Böylece kısmi davada talep artırımına, belirsiz alacak davasının sağladığı zamanaşımı korumasına yakın bir güvence tanınmıştır.

Kanun’un Geçici 1. maddesinin (10) numaralı fıkrası uyarınca, yürürlükten kaldırılan HMK m.107 hükmü, kaldırılma tarihinden önce açılmış davalar bakımından uygulanmaya devam edecektir. Bu nedenle derdest dosyalarda usuli bir değişiklik bulunmamaktadır. Buna karşılık 31 Temmuz 2026 tarihinden sonra açılacak işçilik alacağı ve tazminat davalarının baştan kısmi dava olarak kurgulanması, dava değerinin ve talep artırım stratejisinin arabuluculuk aşamasından itibaren planlanması önem taşımaktadır. İşveren müvekkillerimiz bakımından ise özlük dosyası, puantaj ve ücret bordrosu kayıtlarının eksiksiz tutulmasının ispat yükü açısından önemi daha da artmıştır.

31 Temmuz 2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmî Gazete

2. Kanuni Faiz Oranında Rejim Değişikliği: Sabit Oran Dönemi Kapandı, Merkez Bankası Reeskont Oranına Endeksleme Başladı

7589 sayılı Kanun’un 10. maddesiyle 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un 1. maddesi yeniden yazılmıştır. Yeni düzenlemeye göre, Türk Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu uyarınca faiz ödenmesi gereken ve miktarı sözleşme ile tespit edilmemiş hâllerde ödeme; Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde sekseni üzerinden yıllık olarak yapılacaktır.

Maddeye ayrıca bir yıl içi düzeltme mekanizması eklenmiştir: 30 Haziran günü geçerli reeskont oranı, önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan orandan beş puan veya daha çok farklı ise, yılın ikinci yarısında 30 Haziran günü belirlenen oranın yüzde sekseni geçerli olacaktır. Fark beş puanın altında kalırsa yılbaşında belirlenen oran yıl boyunca uygulanmaya devam edecektir.

Değişiklik öncesinde kanuni faiz, 1 Ocak 2006 – 31 Mayıs 2024 döneminde yıllık yüzde dokuz, 1 Haziran 2024 tarihinden itibaren ise Cumhurbaşkanı Kararı ile belirlenen yüzde yirmi dört sabit oran üzerinden uygulanmaktaydı. Yeni sistemde oran, idari bir karara değil doğrudan piyasa verisine bağlanmış olup 31 Aralık 2025 itibarıyla geçerli reeskont oranı esas alındığında yıllık kanuni faiz yaklaşık yüzde otuz bir seviyesine karşılık gelmektedir.

Düzenleme, Anayasa Mahkemesi’nin 22 Temmuz 2025 tarihli ve E.2024/24, K.2025/164 sayılı kararıyla 3095 sayılı Kanun’un 1. maddesindeki sabit faiz kuralını sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri yönünden iptal etmesinin ardından gelmiştir. Ticari alacakların takibi, temerrüt faizi hesapları, icra takip talepleri ve devam eden dava dosyalarındaki faiz hesap tabloları bakımından; 31 Temmuz 2026 tarihini kapsayan alacaklarda faiz döneminin ikiye bölünerek her dönem için ayrı oran uygulanması gerekecektir. Sözleşmelerinde faiz oranı kararlaştırmış olan şirketler bakımından ise bu değişiklik doğrudan bir sonuç doğurmamakta; buna karşılık sözleşme serbestisinin fiilen daha da önemli hâle geldiği görülmektedir. Ticari işlerde uygulanan 3095 sayılı Kanun’un 2. maddesindeki temerrüt faizi rejimi ise bu Kanun’la değiştirilmemiş olup ayrıca gözetilmelidir.

31 Temmuz 2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmî Gazete

3. Ortaklığın Giderilmesi ve İcra Satışlarında Yeni Dönem: Mirasçılara Öncelikli Artırma Hakkı ve İhale Alıcısına İdari Para Cezası

7589 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun 114. maddesinde gayrimenkul hukuku uygulamasını yakından ilgilendiren değişiklikler yapılmıştır. Buna göre, tüm maliklerin miras yoluyla edindiği ve mirasçılar dışında üçüncü kişilerin mülkiyet hakkının bulunmadığı taşınmazlarda ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmesi hâlinde, yapılacak açık artırmalarda birinci artırma sadece malik olan mirasçılar arasında yapılacaktır. Bu artırma usulü bir defaya mahsus olmak üzere uygulanacaktır.

Söz konusu artırmada teklif eşiği de yükseltilmiştir: ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde birinci artırmanın yalnızca malik mirasçılar arasında yapıldığı hâllerde verilecek tekliflerin muhammen kıymetin yüzde yüzünü geçmesi gerekmektedir. Genel kural olan yüzde elli eşiği ise ikinci artırma bakımından korunmuştur. Düzenleme, aile taşınmazlarının üçüncü kişilere düşük bedelle satılmasının önüne geçilmesi ve mirasçılara öncelik tanınması amacını taşımaktadır.

Aynı maddeyle ihale bedelini süresinde yatırmayan alıcılar bakımından caydırıcı bir yaptırım getirilmiştir. En yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısına, teklif ettiği bedelin yüzde beşi oranında, satışı yapan icra dairesince veya satış memurunca idari para cezası verilecek; bu ceza 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tahsil edilmek üzere tahsil dairesine bildirilecektir. Ortaklığın giderilmesinde ise alınan teminat iade edilmeyerek satış masrafları mahsup edildikten sonra paydaşlara payları oranında ödenecek, süresinde bedeli yatırmayanın paydaş olması hâlinde teminatın tamamı diğer pay sahiplerine payları oranında ödenecektir. Ayrıca satış talep eden ve artırmaya katılmak isteyen alacaklıdan, alacağın teminatı karşıladığı miktar kadar teminat alınmayacağı açıkça düzenlenmiş; açık artırmalarda Hazine’nin teminat göstermekten muaf olduğu hükme bağlanmıştır.

Kanun’un Geçici 1. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca bu değişiklikler, yürürlük tarihinden önce ilanı yapılmış açık artırmalar hakkında uygulanmayacaktır. Ayrıca Türk Medenî Kanunu’nun 440 ve 444. maddelerinde yapılan değişikliklerle vesayet altındaki kişilere ait taşınmazların satışının Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi’ne entegre elektronik satış portalında açık artırmayla yapılacağı düzenlenmiş olup, bu hükümler yayımdan üç ay sonra, yani 31 Ekim 2026 tarihinde yürürlüğe girecektir.

31 Temmuz 2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmî Gazete

4. Atıl Ofis ve Bürolar Konuta Dönüştürülebilecek: Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği’nde Kapsamlı Değişiklik

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 1 Temmuz 2026 tarihli ve 33297 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Düzenlemenin gayrimenkul sektöründe en çok ses getiren hükmü, Yönetmeliğe eklenen Geçici 7. maddedir.

Anılan maddeye göre; uygulama imar planında konut yapılmasına izin verilen alanlarda yer alan ve daha önce ofis veya büro amaçlı yapı ruhsatı düzenlenmiş ya da yapı kullanma izin belgesi alınmış yapılarda, parsel genelinde konut kullanım oranının yüzde altmışı aşmaması şartıyla kullanım amacı değişikliğine yönelik tadilat ruhsatı düzenlenebilecektir. Başvuruların Yönetmeliğin yayımı tarihinden itibaren bir yıl içinde, yani 1 Temmuz 2027 tarihine kadar sonuçlandırılması gerekmektedir.

Düzenlemenin sınırları uygulamada dikkatle değerlendirilmelidir. Öncelikle, imar planında konut fonksiyonu öngörülmeyen alanlarda yalnızca bu yönetmelik değişikliğine dayanılarak dönüşüm yapılması mümkün değildir. İkinci olarak, kat mülkiyetine tabi yapılarda yönetim planında bağımsız bölümlerin yalnızca ofis veya büro olarak kullanılacağına ilişkin bir sınırlama bulunması hâlinde, konuta dönüşüm için ayrıca yönetim planı değişikliği veya malik onayı gerekebilecektir. Burada aranacak çoğunluk, yapının hukuki niteliğine göre değişmektedir. 7579 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle yalnızca Kat Mülkiyeti Kanunu’nun toplu yapılara ilişkin özel hükümler arasında yer alan 70. maddesindeki “beşte dördünün” ibareleri “üçte ikisinin” şeklinde değiştirilmiştir. Toplu yapı niteliği taşımayan tek yapılarda ise yönetim planı değişikliği bakımından Kanun’un 28. maddesindeki beşte dört çoğunluk şartı uygulanmaya devam etmektedir. Dönüşüme konu edilecek yapı çoğunlukla tek bir ofis binası olacağından, bu ayrımın gözden kaçırılmaması önem taşımaktadır.

Yönetmelikle ayrıca: “süs havuzu” tanımı ilk kez düzenlenmiş; taban alanı kat sayısı (TAKS) uygulamasına ilişkin hükümler yeniden kurgulanarak emsal belirlenmeyen parsellerdeki belirsizlikler giderilmiş; pergola, süs havuzu, giriş saçakları ve belirli ortak kullanım alanlarının emsal hesabı dışında bırakılmasına ilişkin esaslar netleştirilmiştir. Asansör bakımından ise bağımsız bölüm, ortak alan veya eklenti bulunan bodrum kat dâhil kat adedi üç olan binalarda asansör yeri bırakılması, dört ve daha fazla katlı binalarda ise asansör tesisi zorunlu hâle getirilmiştir. Geçici 3. maddeye eklenen fıkralarla, yapı kullanma izni almış yapılarda emsali, kullanım amacını, arsa paylarını ve yapı yaklaşma mesafelerini ihlal etmemek ve taşıyıcı sistemi olumsuz etkilememek kaydıyla yapılacak esaslı tadilat işlemlerinin, yapının ilk ruhsat aldığı tarihte yürürlükte olan yönetmelik hükümlerine göre sonuçlandırılabileceği düzenlenmiştir.

1 Temmuz 2026 tarihli ve 33297 sayılı Resmî Gazete

5. Turizm İşletmesi Belgeli Konaklama Tesislerine Sekiz Aylık SGK Prim Desteği: 7590 Sayılı Kanun

7590 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 31 Temmuz 2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Kanun’un 11. maddesiyle 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’na eklenen geçici 36. madde, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında turizm işletmesi belgesine sahip özel sektöre ait konaklama tesisi işyerleri için geçici bir sigorta primi desteği oluşturmuştur.

Destek, 2026 yılı Mayıs–Aralık dönemini kapsamakta olup yalnızca tesisin fiilen faaliyette bulunduğu aylar için uygulanacaktır. Destek tutarı, ilgili ayda 5510 sayılı Kanun’un 4/1-(a) bendi kapsamında uzun vadeli sigorta kollarına tabi bildirilen sigortalıların toplam prim ödeme gün sayısının 116,67 TL ile çarpılması suretiyle hesaplanacak ve İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanacaktır. Destek çalışan başına sabit bir tutar değil, gün esaslı bir hesap olup ilave istihdam şartı aranmamakta; mevcut çalışanlar da şartları taşıdığı sürece hesaba dâhil edilmektedir.

Yararlanma şartları bakımından; muhtasar ve prim hizmet beyannamesinin yasal süresinde verilmesi, primlerin süresinde ödenmesi ve Kuruma prim, idari para cezası, gecikme cezası veya gecikme zammı borcunun bulunmaması gerekmektedir. Sosyal güvenlik destek primine tabi çalışanlar, yabancı uyruklu sigortalılar ve yurt dışında çalışan sigortalılar destek hesabına dâhil edilmeyecektir. Diğer prim teşvik ve indirimleri öncelikle uygulanacak, turizm desteği bu uygulamalardan sonra Kuruma ödenmesi gereken tutarı aşamayacaktır. Fondan karşılanan tutarlar gelir ve kurumlar vergisi uygulamasında gelir, gider veya maliyet unsuru sayılmayacaktır. Sigortasız işçi çalıştırıldığının, bildirilen kişinin fiilen çalışmadığının veya prime esas kazancın eksik bildirildiğinin tespiti hâlinde Fondan karşılanan tutarlar gecikme cezası ve gecikme zammıyla birlikte geri alınacak, işyeri kalan dönemlerde de destekten yararlanamayacaktır.

Aynı Kanun’un 10. maddesiyle, imalat sektöründe istihdamı korumak ve artırmak amacıyla 4447 sayılı Kanun’un geçici 35. maddesi kapsamındaki destek programlarının finansmanı için İşsizlik Sigortası Fonu’ndan sağlanan kaynak aktarım süresi 2026 yılı sonundan 2028 yılı sonuna uzatılmıştır. Turizm desteğine ilişkin usul ve esaslar, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın görüşü alınarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından belirlenecek olup; teşvik kodu, başvuru yöntemi ve Mayıs 2026’dan itibaren geçmiş dönem primlerinin iade veya mahsup usulüne ilişkin ikincil düzenlemenin yakından izlenmesinde yarar bulunmaktadır.

31 Temmuz 2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmî Gazete

6. Hukuk Yargılamasında Duruşma Aralıklarına Üç Aylık Üst Sınır, İdari Yargıda Parasal Sınırlarda Köklü Artış

7589 sayılı Kanun, yargılamaların hızlandırılması amacıyla usul hukukunda da bir dizi değişiklik yapmıştır. HMK’nın 147. maddesine eklenen (3) numaralı fıkra ile duruşmalar arasındaki sürenin üç aydan daha uzun olamayacağı kurala bağlanmıştır. İşin niteliği gereği bilirkişi incelemesinin uzaması veya istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesi gibi zorunlu hâllerde hâkim, gerekçesini belirterek daha uzun bir süre belirleyebilecektir. Kanun’un 26. maddesi uyarınca yayımdan üç ay sonra yürürlüğe girecek hükümler yalnızca 11, 12 ve 22. maddeler olduğundan, HMK’nın 147. maddesine ilişkin bu değişiklik (Kanun’un 21. maddesi) yayım tarihi olan 31 Temmuz 2026 itibarıyla yürürlüktedir.

HMK’nın 362. maddesine eklenen (3) numaralı fıkra ile temyiz yolu genişletilmiştir. Bölge adliye mahkemesinin istinaf başvurusunu kısmen veya tamamen kabul ederek yeniden esas hakkında verdiği kararın kabul edilen ya da reddedilen kısmı, miktar veya değeri itibarıyla HMK m.341/2’deki parasal sınırın üzerindeyse temyiz edilebilecektir. Ancak yalnızca yargılama gideri veya vekâlet ücretine ilişkin kararlar ile ilk derece kararı arasındaki farkın parasal sınırı geçmediği kararlar temyize kapalı kalmaya devam edecektir. Ayrıca HMK m.166 ve 168’de yapılan değişikliklerle birleştirme ve ayırma kararlarına karşı başvurulabilecek kanun yolları netleştirilmiştir.

İdari yargı bakımından ise 2576 sayılı Kanun’un 7. maddesinde yer alan tek hâkimle görülecek davalara ilişkin parasal sınır yirmi beş bin Türk lirasından dört yüz seksen altı bin Türk lirasına yükseltilmiştir; bu değişiklik yürürlük tarihinden sonra açılan davalar bakımından uygulanacaktır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45 ve 46. maddelerinde yapılan değişikliklerle, bölge idare mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak dosyayı iade edebileceği hâller sınırlı biçimde sayılmış; kaldırma kararı üzerine yeniden verilen kararlara karşı otuz gün içinde Danıştay’da temyiz yolu açılmakla birlikte tek hâkimle görülen davalar ve belirli dava türleri bu kapsamın dışında bırakılmıştır.

31 Temmuz 2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmî Gazete

B) ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI

Temmuz 2026’da Resmî Gazete’de yayımlanan ve ticari işletmeler ile çalışanları doğrudan ilgilendiren dikkat çekici Anayasa Mahkemesi kararları aşağıda özetlenmiştir.

1. Tüzel Kişilerin Manevi Tazminat Talebi: Şirketin Talebini Soyut Gerekçeyle Reddeden Karar Adil Yargılanma Hakkını İhlal Etti

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun 24 Şubat 2026 tarihli ve 2021/21908 başvuru numaralı kararı, 17 Temmuz 2026 tarihli ve 33312 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Başvurucu limited şirket, bir belediye ile imzaladığı ihale sözleşmesinin FETÖ/PDY soruşturması gerekçe gösterilerek haksız biçimde feshedildiğini ve bu nedenle açtığı maddi ve manevi tazminat davasında delillerin hatalı değerlendirildiğini ileri sürmüştür.

Derece mahkemeleri, ihalenin feshine ilişkin davanın kesinleşmiş ret kararını gerekçe göstererek maddi tazminat talebini reddetmiş; manevi tazminat talebi ise bölge idare mahkemesi aşamasında, tüzel kişinin şirket yetkililerine yönelik tespitlerden doğrudan manevi zarar göremeyeceği gerekçesiyle tamamen reddedilmiştir.

Anayasa Mahkemesi, bölge idare mahkemesinin somut olayın açıkça belirli koşullarını gözetmeksizin karar verdiğini ve bu durumun adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvenceleri anlamsız kıldığını tespit ederek Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine oybirliğiyle hükmetmiş; yeniden yargılama yapılması amacıyla dosyanın ilgili idare mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Karar, ticaret şirketlerinin ticari itibarlarının zedelenmesi hâlinde manevi tazminat taleplerinin soyut ve şablon gerekçelerle reddedilemeyeceğini ortaya koyması bakımından şirket müvekkillerimiz açısından önemli bir emsal niteliğindedir.

17 Temmuz 2026 tarihli ve 33312 sayılı Resmî Gazete

2. Kıdem Tazminatı Davasının Esasa Girilmeden Usulden Reddedilmesi Karar Hakkını İhlal Etti

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü’nün 6 Ocak 2026 tarihli ve 2022/9803 başvuru numaralı kararı, 17 Temmuz 2026 tarihli ve 33312 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Başvurucu, olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamesiyle kapatılan bir şirkette çalışırken iş sözleşmesinin haksız ve bildirimsiz feshedildiğini ileri sürerek kıdem tazminatı talebiyle dava açmıştır.

İş mahkemesi davayı, 675 sayılı KHK’nın 16. maddesi uyarınca idareye yapılan başvurunun sonuçlanması beklenmeksizin dava şartı yokluğundan usulden reddetmiş; bölge adliye mahkemesi de bu kararı kesin olarak onamıştır. Derece mahkemelerince, 670 sayılı KHK’nın 5. maddesinin uygulanabilir olup olmadığı ve başvurucunun alacağının mevcut bulunup bulunmadığı esas yönünden hiç değerlendirilmemiştir.

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığın esasına ilişkin maddi ve hukuki sorunların bütünüyle ele alınıp karara bağlanmadığını tespit ederek Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki karar hakkının ihlal edildiğine oybirliğiyle hükmetmiş; yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili iş mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Karar, işçilik alacağı davalarında dava şartı yorumunun işçinin mahkemeye erişimini fiilen ortadan kaldıracak biçimde genişletilemeyeceğini ve esasa ilişkin temel iddiaların karşılanması gerektiğini vurgulaması bakımından iş hukuku uygulaması açısından dikkat çekicidir.

17 Temmuz 2026 tarihli ve 33312 sayılı Resmî Gazete

3. Kiracı Şirkete Kesilen İdari Para Cezasında Esaslı İtirazların Karşılanmaması Gerekçeli Karar Hakkını İhlal Etti

Anayasa Mahkemesi’nin 9 Nisan 2026 tarihli ve 2022/101350 başvuru numaralı kararı, 17 Temmuz 2026 tarihli ve 33312 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Başvurucu şirket, bir belediyeye ait büyük ova koruma alanındaki taşınmazı kiralayarak işletmesini başka bir şirkete devretmesine ve taşınmazı fiilen boşaltmış olmasına karşın, arazide izinsiz yapı bulunduğu gerekçesiyle 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu kapsamında idari para cezasına muhatap kılınmıştır.

Sulh ceza hâkimliği ve itiraz mercii; yapıların kim tarafından ve ne zaman inşa edildiği ile arazinin o dönemde kimin kullanımında olduğu gibi uyuşmazlığın sonucuna doğrudan etkili esaslı iddiaları değerlendirmeksizin itirazı reddetmiştir.

Anayasa Mahkemesi, söz konusu kritik itirazlara kararda ayrı ve açık bir yanıt verilmediğini tespit ederek Anayasa’nın 36. maddesi kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine oybirliğiyle hükmetmiş, yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili sulh ceza hâkimliğine gönderilmesine karar vermiştir.

Karar; kiralanan taşınmazlar üzerindeki idari yaptırımlarda sorumluluğun kime ait olduğu tartışmasının somut olarak incelenmesi gerektiğini ortaya koyması bakımından, taşınmaz kiralayan ve işletme devri yapan şirketler için pratik önem taşımaktadır. Kira sözleşmelerinde tesisin fiilî teslim tarihinin, mevcut yapı durumunun ve idari yaptırım sorumluluğunun açıkça tutanağa bağlanması bu tür uyuşmazlıklarda belirleyici olmaktadır.

17 Temmuz 2026 tarihli ve 33312 sayılı Resmî Gazete

C) KİŞİSEL VERİLERE İLİŞKİN GÜNDEM

Kişisel Verileri Koruma Kurulu, Temmuz 2026’da iki ayrı ilke kararı yayımlayarak veri sorumluları bakımından yeni uyum yükümlülükleri ortaya koymuştur.

1. Kaza Mağdurlarının Kişisel Verileri: KVKK’dan Hasar Danışmanlık Şirketlerine Yönelik İlke Kararı

Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nun 20 Mayıs 2026 tarihli ve 2026/1095 sayılı “Kaza Mağdurlarının Kişisel Verilerinin İşlenmesine İlişkin İlke Kararı”, 1 Temmuz 2026 tarihli ve 33297 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Karar oy birliğiyle alınmıştır.

Kurul’a iletilen çok sayıda ihbar ve şikâyette; “hasar danışmanlığı”, “sigorta takip merkezi” veya benzeri isimlerle faaliyet gösteren kuruluşların temsilcileri, avukatlar yahut kendisini avukat olarak tanıttığı hâlde baro levhası sorgulamasında avukat olmadığı anlaşılan kişiler tarafından trafik ve iş kazası mağdurlarıyla istekleri dışında iletişime geçildiği, tazminat vaadiyle yönlendirme yapıldığı belirtilmiştir. Kurul, mağdura ulaşan bu kişilerin çoğu zaman yalnızca iletişim bilgisiyle sınırlı kalmayan; kaza tarihi, hastane bilgisi, yaralanma durumu ve tazminat ihtimali gibi özel nitelikli veri niteliği taşıyabilen bilgilere sahip olduklarını tespit etmiştir.

İlke Kararı, yalnızca hasar danışmanlığı faaliyeti yürütenleri değil, bu verilerin kaynağı konumundaki tüm veri sorumlularını ilgilendirmektedir. Kurul; kaza sonrası adli ve idari soruşturmaların yürütülmesi, mağdurun tedavi edilmesi ve kazaya konu aracın onarımı gibi süreçlerin yürütülebilmesi amacıyla Kanun’un 4, 5 ve 6. maddeleri kapsamında kişisel veri işlenebileceğini; ancak bu verilerin yalnızca kaza sonrası süreçlerin yönetimi amacıyla işlenebileceğini belirtmiştir. Dolayısıyla ölçüt yalnızca açık rıza veya kanuni zorunluluktan ibaret olmayıp, somut olayda uygulanabilir geçerli bir işleme ve aktarım şartının bulunması ile amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma ilkesine uyulmasıdır. Bu çerçevede sigorta şirketleri, sağlık kuruluşları, eksperler ve kaza verilerine erişimi bulunan diğer veri sorumluları, ellerindeki verilerin bu amacın dışına çıkacak biçimde üçüncü kişilere aktarılmamasını sağlamakla yükümlüdür. Karar ayrıca, bu verileri veri tabanlarında tutan kurumlardan personel erişim yetkilerinin sınırlandırılması, erişim kayıtlarının (log) düzenli olarak tutulup izlenmesi ve veri sızıntısını engelleyecek teknik tedbirlerin alınması beklendiğini ortaya koymaktadır.

Kurul, yetkisiz kişisel veri işleme faaliyetleri bakımından 6698 sayılı Kanun’un 18. maddesi uyarınca idari yaptırım uygulanabileceğini ve ayrıca cezai süreçlerin işletilebileceğini vurgulamıştır. Karar, iş kazası dosyalarını yöneten işverenler ve insan kaynakları birimleri bakımından da doğrudan sonuç doğurmakta; iş kazası sonrası çalışan verilerinin kurum dışına aktarımının sıkı biçimde denetlenmesini gerektirmektedir.

Kişisel Verileri Koruma Kurumu – 2026/1095 sayılı İlke Kararına İlişkin Kamuoyu Duyurusu

2. Kamu Kurumlarının İnternette Kişisel Veri Paylaşımına Sınır: 2026/1301 Sayılı İlke Kararı

Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nun 1 Temmuz 2026 tarihli ve 2026/1301 sayılı “Kamu Tüzel Kişiliğini Haiz Veri Sorumluları Tarafından Kişisel Verilerin İnternet Ortamında Paylaşılması Hakkında İlke Kararı”, 28 Temmuz 2026 tarihli ve 33323 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Karar, 6698 sayılı Kanun’un 15. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca, ihlalin yaygın olduğunun tespit edilmesi hâlinde Kurul’un ilke kararı alabileceği hükmüne dayanmaktadır.

Kurul’a iletilen şikâyet ve ihbarların incelenmesi sonucunda; kamu kurum ve kuruluşları ile belediyeler, il özel idareleri ve üniversiteler gibi kamu tüzel kişiliğini haiz veri sorumlularının internet sitelerinde yayımladığı çeşitli belgelerde ad ve soyadı, anne ve baba adı, T.C. kimlik numarası gibi kişisel verilere yer verildiği tespit edilmiştir. Kurul, kişisel veri içeren belgelerin internet ortamında yayımlanmasının, bu verilerin üçüncü kişilerce erişilebilir hâle gelmesi nedeniyle başlı başına bir kişisel veri işleme faaliyeti niteliği taşıdığını vurgulamıştır.

İlke Kararı’nda; internet ortamında kişisel veri paylaşımının Kanun’un 5. maddesinde, özel nitelikli kişisel veriler bakımından ise 6. maddesinde düzenlenen geçerli bir işleme şartına dayanması, geçerli bir şartın bulunmadığı hâllerde paylaşımın yapılmaması gerektiği belirtilmiştir. Kurul ayrıca, geçerli bir işleme şartının tek başına yeterli olmadığını; veri sorumlularının Kanun’un 4. maddesindeki genel ilkelere de uygun hareket etmesinin zorunlu olduğunu, özellikle “amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma” ilkesi kapsamında amacın gerçekleşmesi için gerekli asgari düzeyde kişisel verinin paylaşılması gerektiğini ifade etmiştir.

Karar, aydınlatma yükümlülüğü, süre sınırlaması ve Kanun’un 12. maddesi kapsamında gerekli idari ve teknik tedbirlerin alınması yükümlülüklerine de vurgu yapmakta; bu yükümlülüklerin yalnızca internet ortamındaki paylaşımlarda değil, elektronik ortamlar ile pano ve ilan tahtaları gibi mecralarda yapılan paylaşımlarda da gözetilmesi gerektiğini belirtmektedir. Önlemlerin alınmadığının tespiti hâlinde Kanun’un 18. maddesi uyarınca idari işlem tesis edileceği bildirilmiştir. Sınav sonuçları, personel bilgileri, ihale ve imar duyuruları ile taşınmaz kayıtlarını rutin olarak yayımlayan kurumlar bakımından karar, mevcut paylaşımların ivedilikle gözden geçirilmesini zorunlu kılmaktadır.

Kişisel Verileri Koruma Kurumu – 2026/1301 sayılı İlke Kararına İlişkin Kamuoyu Duyurusu

3. Avrupa Veri Koruma Kurulu’ndan Anonimleştirme ve Yapay Zekâ Eğitimi İçin Veri Kazıma Rehberleri

Avrupa Veri Koruma Kurulu (EDPB), 7 Temmuz 2026 tarihinde Anonimleştirmeye İlişkin 02/2026 sayılı Rehber’in ilk sürümünü kabul ederek kamuoyu görüşüne açmıştır. Henüz taslak niteliğinde olan Rehber, 2014 yılından bu yana başvuru kaynağı olan 29. Madde Çalışma Grubu’nun 05/2014 sayılı Görüşü’nü güncellemekte ve ölçütlerini geliştirmekte olup, nihai hâline gelmesi durumunda anılan Görüş’ün yerini alması öngörülmektedir. Kamuoyu istişaresi 30 Ekim 2026 tarihine kadar sürecektir.

Rehber’in en önemli kavramsal yeniliği, kimliklendirilebilirliğe “göreli” bir yaklaşım benimsemesidir. Buna göre anonimlik, verinin kendisine içkin bir özellik değildir; aynı veri kümesi, veriyi elinde bulunduran taraf ve bu tarafın makul olarak kullanabileceği araçlar dikkate alınarak bir kuruluş bakımından anonim veri, bir başkası bakımından ise kişisel veri niteliği taşıyabilir. Rehber, anonimliği GDPR’ın kişisel veri tanımına dayandırarak, bilginin ya bir bireyle “ilişkili” olmaması ya da kimliği belirli veya belirlenebilir bir kişiye ilişkin olmaması ölçütlerini esas almaktadır.

EDPB aynı dönemde, yapay zekâ sistemlerinin geliştirilmesi ve eğitilmesi amacıyla kişisel verilerin internetten kazınmasına (web scraping) ilişkin 03/2026 sayılı Rehber taslağını da kabul etmiştir. Her iki metin de yapay zekâ modeli eğiten, veri kümesi paylaşan veya anonimleştirmeye dayanarak veri işleme faaliyetlerini 6698 sayılı Kanun ve GDPR kapsamı dışında değerlendiren kuruluşlar bakımından yol gösterici niteliktedir.

Türkiye’de faaliyet gösteren ve Avrupa Birliği’ne veri aktaran ya da yapay zekâ araçları kullanan şirketler bakımından, mevcut anonimleştirme uygulamalarının ve veri kümesi tedarik süreçlerinin bu yeni çerçeve karşısında gözden geçirilmesinde yarar bulunmaktadır.

Avrupa Veri Koruma Kurulu – 02/2026 sayılı Anonimleştirme Rehberi (Sürüm 1.0)

D) DÜNYADAN HUKUKİ GELİŞMELER

1. Avrupa Birliği Yapay Zekâ Omnibusu Yürürlüğe Girdi: Yüksek Riskli Sistemlerde Uyum Takvimi Ertelendi

Avrupa Birliği’nin yapay zekâ mevzuatını sadeleştirmeyi amaçlayan Dijital Omnibus paketinin yapay zekâya ilişkin ayağı, (AB) 2026/1744 sayılı Tüzük olarak 24 Temmuz 2026 tarihinde AB Resmî Gazetesi’nde yayımlanmış ve 27 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kasım 2025’te Avrupa Komisyonu tarafından önerilen düzenleme, Avrupa Parlamentosu’nun 16 Haziran 2026 tarihli kabulü ve Konsey’in 29 Haziran 2026 tarihli nihai onayının ardından yasalaşmıştır.

Tüzük, AB Yapay Zekâ Tüzüğü’nün (AI Act) uygulama takvimini önemli ölçüde değiştirmektedir. Ek III kapsamındaki yüksek riskli kullanım alanlarına — biyometri, kritik altyapı, eğitim, istihdam, kolluk ve sınır yönetimi dâhil — ilişkin yükümlülükler 2 Ağustos 2026 yerine 2 Aralık 2027 tarihinden itibaren uygulanacaktır. Ek I kapsamında düzenlenmiş ürünlere gömülü yüksek riskli sistemler bakımından uygulama tarihi 2 Ağustos 2028’dir. Buna karşılık AI Act’in 50. maddesindeki şeffaflık yükümlülükleri ertelenmemiş olup 2 Ağustos 2026 tarihinden itibaren uygulanmaktadır; kullanıcının bir yapay zekâ sistemiyle etkileştiğinin bildirilmesi, derin sahte (deepfake) içeriğin açıklanması ve sentetik içeriğin makine tarafından okunabilir biçimde işaretlenmesi bu kapsamdadır. 2 Aralık 2026 tarihi ise iki yönden önem taşımaktadır: 2 Ağustos 2026’dan önce piyasaya sürülmüş üretken yapay zekâ sistemleri bakımından 50. maddenin (2) numaralı fıkrasındaki işaretleme yükümlülüğüne tanınan geçiş süresi bu tarihte sona ermekte; ayrıca Tüzük’le AI Act’in 5. maddesine eklenen iki yeni yasaklı uygulama (rıza dışı cinsel içerik üreten sistemler ile çocukların cinsel istismarına ilişkin içerik üreten sistemler) bu tarihten itibaren uygulanmaya başlamaktadır.

Erteleme, yalnızca takvimle sınırlı değildir. Tüzük ile küçük ölçekli işletmeler için uyum yükleri hafifletilmiş, test ve deneme imkânları genişletilmiş; ayrıca yapay zekâ model ve sistemlerinde önyargı (bias) tespiti ve giderilmesi amacıyla GDPR kapsamındaki özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesine ilişkin hukuki dayanak, “sıkı gereklilik” ölçütü ve zorunlu güvenceler (öncelikle sentetik veya hassas olmayan veri kullanımı, takma adlaştırma, erişim kontrolleri, aktarım sınırları ve zamanında silme) altında genişletilmiştir. Avrupa Komisyonu ayrıca 20 Temmuz 2026 tarihinde AI Act’in 50. maddesindeki şeffaflık yükümlülüklerine ilişkin nihai kılavuz ilkeleri kabul etmiştir.

Avrupa Birliği pazarına yapay zekâ tabanlı ürün veya hizmet sunan, AB’li müşteriler için otomatik karar destek sistemleri kullanan ya da işe alım ve performans yönetimi süreçlerinde yapay zekâ araçlarından yararlanan Türkiye merkezli şirketlerin uyum yol haritalarını bu yeni takvime göre güncellemeleri gerekmektedir.

Avrupa Komisyonu – Yapay Zekâ Düzenleyici Çerçevesi

2. Google’a Avrupa’dan Çifte Darbe: ABAD Android Kararını Kesinleştirdi, Komisyon Dijital Piyasalar Yasası Kapsamında 890 Milyon Avro Ceza Kesti

Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD), 2 Temmuz 2026 tarihinde C-738/22 P sayılı Google ve Alphabet / Komisyon davasında verdiği kararla, Google LLC ve Alphabet Inc. tarafından yapılan temyiz başvurusunu bütünüyle reddetmiştir. Böylece Genel Mahkeme’nin 2022 yılında belirlediği yaklaşık 4,125 milyar avro tutarındaki para cezası kesinleşmiştir. Karar; Google’ın Android işletim sistemi bakımından ön yükleme koşulları, uygulama paketleme ve parçalanma karşıtı sözleşmeler yoluyla hâkim durumunu kötüye kullandığına ilişkin tespitleri onaylamaktadır.

Kararın rekabet hukuku doktrini bakımından öne çıkan yönü, dijital ekosistem piyasalarında “eşit derecede etkin rakip” testinin ön yükleme ve paketleme uygulamalarına uygulanmadığının, karşı-olgusal analizin ise somut olayda Komisyon’un ispat yükünün zorunlu bir unsuru olarak görülmediğinin teyit edilmesidir. Divan, Komisyon’un kötüye kullanma teşkil eden davranış ile rekabet karşıtı etkiler arasındaki nedensellik bağını ortaya koyması gerektiğini; bunun ise bir delil bütünlüğüne dayanılarak yapılabileceğini belirtmiştir. Karar kesin olup başvurulabilecek başka bir kanun yolu bulunmamaktadır; bu durum, AB Rekabet Hukuku Zararlarının Tazminine İlişkin Direktif kapsamında rakiplerin ve cihaz üreticilerinin açacağı takip davalarının önünü açmaktadır.

Üç hafta sonra, 23 Temmuz 2026 tarihinde Avrupa Komisyonu, Google hakkında Dijital Piyasalar Yasası (DMA) kapsamında iki ayrı uyumsuzluk kararı almış ve toplam 890 milyon avro para cezası uygulamıştır. Cezanın 460 milyon avroluk kısmı, Google’ın kendi hizmetlerini Google Arama’da sıralama bakımından üçüncü taraf hizmetlerine göre kayırması (self-preferencing); 430 milyon avroluk kısmı ise Google Play’de uygulama geliştiricilerinin kullanıcıları daha ucuz alternatif satın alma kanallarına yönlendirmesini kısıtlaması (anti-steering) nedeniyle verilmiştir. Bunlar, Google’a DMA kapsamında verilen ilk uyumsuzluk cezalarıdır. Şirketin karara uyum için altmış günlük süresi bulunmakta olup temyiz yoluna başvurabileceğini açıklamıştır.

Her iki gelişme birlikte değerlendirildiğinde, Avrupa Birliği’nin dijital platformların pazar gücüne ilişkin denetimini hem klasik rekabet hukuku hem de DMA gibi ön düzenleme araçlarıyla eş zamanlı olarak derinleştirdiği görülmektedir. Bu çerçeve, dijital pazar yerleri üzerinden satış yapan, uygulama mağazalarında yer alan veya çevrim içi reklam hizmeti satın alan Türkiye’deki e-ticaret ve teknoloji şirketlerinin sözleşmesel konumunu orta vadede doğrudan etkileyebilecek niteliktedir.

Avrupa Birliği Adalet Divanı – C-738/22 P sayılı karar (Basın Duyurusu)  •  Avrupa Komisyonu – Dijital Piyasalar Yasası kapsamında Google kararı

Saygılarımızla,

BOZYAKA HUKUK BÜROSU

Manisa / Türkiye